Söğüt Ağacı

sogut-agaci

SÖĞÜT AĞACI
Söğütler, almaşık, bazen hemen hemen karşıt, uzun yapraklı, kısa saplı ağaç ya da ağaççıklardır. Yapraklarını kışın döker. 250 kadar da türü vardır. Tomurcukların iç yanı yünsü tek bir pulla kaplıdır. Birey eşli ve sapsız olan çiçekleri tırtılsı başaklar halinde topludur.
Erkek çiçeklerde serbest ya da birbirine kaynamış 2 ila 5 erkek organ vardır; dişi çiçekler üstünde iki tepeciği bulunan bir yumurtalık durumundadır. Meyvesi iki çene halinde açılan bir kapçıktır; küçük tohumları birçok ipeksi tüy taşır.
FAYDALARI
* Söğüt, ateşi düşürür.
* İshali keser.
* Kanamayı dindirir.
* Mikropları öldürür.
* İştah açar.
* Vücuda kuvvet verir.
* Romatizma ağrılarını dindirir.
* Mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur.
* Uykusuzluğu giderir.
* Sinirleri yatıştırır.
* Aybaşı kanamalarını düzenler.
* Söğüt yaprağı soğuk su ile içildiğinde gebeliği önler.
* Söğüt yaprağı ezilip siğilin üzerine on dakika hafif bastırılarak etki ettirilirse faydalı olur.
SÖĞÜT AĞACININ YETİŞME ALANLARI
Söğüt, genellikle nemli topraklarda biten, dere ve su kenarlarına dikilen bir orman ağacı türüdür. Bazılarının esnek ve dayanıklı dalcıkları sepet yapımında kullanılır. Türlerin pek çoğu aralarında melezleşir.
Türkiye’de en fazla rastlanan Söğüt türü ak Söğüt’tür(salixalba).  Bu söğüt 25-30 m’ye ulaşabilen ve 100 yıl kadar yaşayabilen bir ağaçtır. Söğütlüklerde ve dere boylarında yetiştirilir. Aksöğütten başka şu türler bulunur: Yaygın bir süs ağacı olan ve 8-10 metreye ulaşan, sarkık dallı salkımsöğüt (S. Babylonica ya da S. pendula); çoğunlukla Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu’da görülen ve dalların esnekliğinden ötürü sepetçiliğe çok elverişli olan sorgun ya da sepetçi söğüdü (S. viminalis) dür.
Sorgun, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde özellikle Kastamonu, Daday, Kızılcahamam’da yetişen gevrek söğüt (S. fragilis) türüdür. Sorgun ve Sepeçi Söğüdü, Ak Söğüt’le birlikte dar yapraklı söğüt ya da sorgun söğüdü diye adlandırılır. Belgrad ormanlarında, Sapanca Zonguldak, Bolu yörelerinde yetişen söğütlere boz söğüt (S. cinerea) adı verilmiştir.
Hemen hemen tüm orman bölgelerinde yetişen, hızla gelişen fakat 50 yıldan fazla yaşamayan, odunundan kazık, herek, sırık yapımında yararlanılan söğüt türüne keçi söğüdü (S. caprea) adı verilmiştir. Ankara, Kızılcahamam, Malatya dolaylarında yetişen söğüt türüne erguvani söğütü (S. purpurea) adı verilmiştir. Bursa, Gümüşhane, Çoruh ve Erzurum yörelerinde yetişen söğüt türüne badem yapraklı söğüt (S. amygdalinea) adı verilir. Bolu, Düzce, Ilgaz dağı bölgesinde yetişen söğüte iğde yapraklı söğüt (S. alargnos) adı verilmiştir.
TARİHÇESİ
Söğüt ağacı en eski arkeolojik kalıntıları Anadolu neolitik çağ yerleşimlerinde bulunmuştur.
Anadolu’nun ilk yazılı metinlerinin sahibi olan Hititler, şişiyamma adını verdikleri söğüt ağacından ilaç elde etmişlerdir. Eski Sümer ve Mısır kayıtlarında söğüt ağacı kabuğunun ağrı ve ateş tedavisinde kullanıldığı ile ilgili bilgiler yer almaktadır. M.Ö. 5.YY’da Yunan doktor Hipokrat söğüdün ilaç olarak kullanımından bahsetmiştir. Amerika yerlilerinin de söğüdü tedavi amacıyla sık sık kullandığı bilinmektedir.
MÖ 8. ve 7. yüzyıl topluluklarından İskitlerin yere koydukları söğüt dallarıyla geleceği gördüğünü iddia eden kâhinleri vardı. İki bin yıl sonrasında Mevlânâ’nın Mesnevi eserinde “Parlak güneş benimle tutulsun. Söğüdün sırrı açıklansın.” denmiştir. Kehanetten sorumlu Anadolu tanrısının Apollon’un aynı zamanda güneşi semolize etmesi, söğüt bağlantılı kehanet-güneş-Apollon kültüne işaret eder. Ayrıca Sepetçi söğüdü (Salixviminalis) ve Keçi söğüdü (Salixcaprea) gibi söğüt türlerinin Anadolu’da antik dönemlerden beri sepet yapımında kullanılması, sepetin Antik Yunancasının mystica olması, söğüt ağaçları ile kehanet ve gizem kültleri arasındaki bağlantıyı gösterir. Nitekim kehanetin tanrısı Apollon ile ilgili ilahilerde söğütten söz edilir. Örneğin; Apollon, hırsızlığı saptanan Hermes’in ellerini, söğüt dallarından yapılan iplerle bağlamak ister. Ama ipler yere düşer, birbirine sarılır, çoğalır, yeniden söğüt ağaçlarına dönüşürler. Böylece Apollon, küçük kardeşinin tanrısal gücünü kabul eder. :
“Böyle konuştu Apollon ve ellerini bağladı Hermes’in
Söğütten yapılmış sağlam iplerle
Ama ipler düştü yere ve ayaklarının dibinde hızla büyüdüler
Birbirine dolanarak yere kök salan söğütler
Hızla sarıp sarmaladılar ve aldılar içlerine her şeyi.” [1]
Genellikle su kenarlarında bulunan salkım söğütlerin saklanmaya elverişli olmasının de gizem ve kehanetle ilişkilendirilmesinin nedeni olduğu ileri sürülür.
Söğüt ağacı kabuğundaki ilaç için kullanılan aktif madde salisindir. Kristal formu ilk olarak 1828’de Fransız eczacı HenriLeroux tarafından ayrıştırılmıştır. Saf formu İtalyan kimyagerRaffaalePiria tarafından elde edilmiştir. Suda çözündüğü zaman asit özelliği gösterdiğinden (ph2.4) Salisilik asit olarak adlandırılmıştır.
1897’de FelixHoffmann sentetik olarak salisin maddesinin değiştirilmiş bir formunu elde etmeyi başardı. Yeni bileşik salisilik asitten daha az mide problemlerine yol açıyordu. Bu yeni ilaç, yani Asetil Salisilik Asit Hoffman’ın işvereni olan Bayer firması tarafından Aspirin olarak adlandırıldı ve dünyanın en çok kullanılan ilacı haline geldi.

You May Also Like